Nasıl Özgür Olurum

Yıllardır aklımı kemiren, gerçek anlamda parça parça yiyip bitiren soru buydu. Nasıl özgür olurum? Özgür olmak benim için en önemli şeydi çünkü özgür olmayan, olamayan bir ailede büyümüştüm. Çevremde her an gördüğüm şey, birbirine bağımlı insanlardı. Sinemaya dahi yalnız başına gidemeyen, yaptığı her şeyi, mecbur olduğu için yapan insanlarla çevrilmiştim. Benim çocukluk travmam buydu işte. Düşünce dünyam bu temel üzerinde şekillendi. Hani herkesin, çocukken ne olmak istediği sorulduğunda bir cevabı olurdu ya, benim cevabım özgür olmaktı. Tabi o zamanlar bunun farkında değildim. Büyüdükçe özgürlük ve isyan ilişkili gibi göründü. Özgürlük için isyan etmek zorunda olduğumu düşündüm. Bir başkaldırı ve savaşım vererek özgürlüğü kazanmak. İyi de, kime başkaldırıyorsun? O zamanlar bu soruyu sormazdım kendime. Zamanla farkettim ki, düşüncelerimi geliştirmek için yapmam gereken, hiç durmadan soru sormaktı. Cevap vermek önemli değil. Soru sordukça, neyi isteyip neyi istemediğimi daha belirgin hale getirebildim. Hayatta yapmak istediğim, istemediğim şeyler bir liste gibi ortaya çıktı. Sonunda, hayatta tek isteğimin “özgür olmak” olduğu sonucuna ulaştım. Bu cevaba ulaşmak için kendime sorduğum sorulara başka bir yazıda değinebilirim. Fakat şu an konu bu değil. Şu an konu, özgür olmak isteğimi farkettikten sonra kendime sorduğum ilk soru : Nasıl?

Bu soruya cevap ararken, her zaman yaptığım gibi tanımların üzerinde kafa yorarak işe başlıyorum.

Özgürlük nedir? Benim özgürlük anlayışım nasıldır?

Özgürlük, daha önceki yazımda belirttiğim gibi, başka insanların yaşama ve ölüm haklarına müdahale etmeden, istediğim şeyi, istediğim zaman, istediğim kadar yapabilmektir benim için.  TDK ise özgürlük tanımını ” Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu” olarak yapıyor. Özgürlük yani bağımsızlık, hiçbir şeye bağlı olmadan, özünle yaşamaktır. Peki, neden özgür olmak istiyorum?

Özgür olmak bana ne kazandırır?

Hugh Everett’in paralel evren kuramı çoğu zaman kurgusal bir film senaryosu gibi gelir insanlara. Yaşadığımız evren, milyonlarca paralel evrenden sadece biridir, her şeyin çok farklı geliştiği milyonlarca başka evren olabilir. Bu evrende ölsem bile, başka bir evrende, başka şekilde yaşayan başka bir Aykut olabilir mi? Tabi ki bunu bilmenin bir yolu yok şu an için. Fakat şunu biliyorum. doğduğum an, yaşayabileceğim hayat sayısı sonsuzdur. Yaptığım her seçimle birlikte, o sonsuz ihtimalleri birer birer öldürerek, sonunda 1 yaşama sahip olmak üzere ilerliyorum. Peki beni tek bir yaşama sürükleyip, 1 olarak ölmemi engelleyebilecek olsaydım? Yani düzenin bize çocukluğumuzdan itibaren dayattığı seçim yapma zorunluluğundan kurtulup, paralel özlerim arasında seçim yapmayarak, her birini yaşamaya karar verirsem ne olur? Örneğin, hayat bana lisede sayısal, eşit ağırlık ve sözel olarak 3 seçim sundu. Ben sayısalı seçerek, kendi içimde bulunan ve yaşama ihtimalim olan diğer bütün Aykutlar’ı yok ettim. Kombinasyon olarak hesaplarsak, aslında belki de milyonlarca Aykut’a denk gelebilir. Bunu farkettiğimde fizik bölümünde öğrenciydim. Mutlu değildim ve bir şeylerin eksik olduğunu biliyordum. Zamanı geri getirme şansım yoktu. Milyonlarca türevimin katiliydim ve bu beni sonsuz kedere sürüklüyordu. Yaşayabileceğim çok farklı hayatlar varken, ben içinde bulunduğum mutsuzluğa hapsolmuştum. Elbette zamanı geri getiremezdim ama kırılma anına dönerek diğer seçimlerden birini seçerek, katlettiğim hayatları geri getirebilirdim. Öyle yaptım. Bir anda edebiyatçı Aykut dünyaya geldi ve fizikçi Aykutla birlikte yaşamaya başladı. Bu, özgürce ve korkmadan aldığım bir kararın sonucuydu. Öyleyse şunu söyleyebilirim ; Özgürlüğü hedef alarak yaşamak, bize birden çok hayatı yaşama şansı tanıyabilir. Pişmanlıklarımızla yaşamaya devam etmektense, onları kullanabiliriz.

Peki bu kararı vermek bana neler kaybettirdi?

Yaşıtlarım, kendi yaptıkları seçimlerle paralel hayatlarını katledip yavaş yavaş 1 olmaya doğru ilerlerken, daha rahat bir yaşam da bir olma durumuyla birlikte onlara doğru ilerliyordu. Sonsuz olarak doğduğumuz hayatta, ölümümüz “bir”i temsil eder. Öldüğümüzdeyse yeniden sonsuz oluruz. Yani aslında, her zaman sonsuzluk içimizdedir fakat biz bunu paralel evrenlere bölerek yaşarız. Ne kadar seçim yaparsak, o kadar azalırız. Özgür insan, yaptığı seçimlerden istediği sonucu alamadığında geri dönüp yeniden seçim yapabilir. Özgür olmayan insan ise, bağımlı olduğu nedenlerden dolayı yeniden seçim yapamaz. Örneğin, üniversiteden mezun oldunuz ve işe başladınız. İyi para kazanıyorsunuz, evlendiniz, ev aldınız ve borç edindiniz. Bir süre sonra çocuğunuz oldu, daha çok borçlandınız. Şimdi mutsuzsunuz. Geri dönüp hiç evlenmemiş ya da başka bir meslek edinmiş olmayı diliyorsunuz. Fakat sizi engelleyen şeyler var, sevgi gibi, borçlarınız gibi, sorumluluk denen saçmalık gibi… İşte bu durumda siz, “bir”e yaklaştınız demektir. O andan itibaren ne kadar yaşadığınızın bir önemi yoktur. “Bir”e en yakın anınız, öldüğünüz yani sonsuz olacağınız andır. Fakat ne kadar isterseniz isteyin, ölmeyi dahi özgür olmadan kendi seçiminizle gerçekleştiremezsiniz.  Soruya geri dönecek olursam, özgür olmak için attığım adımlar, benim rahat görünen, sıklıkla adlandırdığım gibi, köle hayatına sahip olmamı engelledi. Köle hayatında insanlar soru sormadan ve verdikleri kararlardan pişman olmadan, pişman olsalar dahi geri dönmeden yaşarlar. Mutluluk bir şans işidir. Eğer her şey yolunda giderse, bir olarak belki de mutlu bir hayat sürülebilir. Ben paralel hayatlarımı birleştirerek bir daha asla “Bir”e yaklaşamayacağımı kabul etmiş oldum. Bundan sonra benim için hayat, paralel hayatlarım arasında gidip gelerek ve asla bir’e varamayarak yaşamaktan ibaret olacak. Yani bir nevi, kendi hayatım içinde dünya turuna çıktım ve eve geri dönmemek için evimi, banka hesaplarımı, sevdiklerimi yakıp kül ettim.

Öyleyse artık özgür olmaktan başka şansım yok. Özgür olmak içinse önümde daha birçok adım var. Onları da sıradaki yazımda , eğer canım isterse, ele alabilirim.